PSK: Özgürlük verilmez, mücadele ile kazanılır

PSK: Özgürlük verilmez, mücadele ile kazanılır

Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) Merkez Yürütme Kurulu 31 Ağustos 2019 tarihide Van’da yaptığı olağan toplantısında gündemindeki konuları değerlendirdi ve aşağıdaki sonuçların kamuoyu ile paylaşılmasını kararlaştırdı. Halkımız, Kürdistan’ın dört parçasında ilgili devletlerin aralıksız devam eden kuşatılma, baskı ve sindirme politikaları ve fiili saldırıları ile karşı karşıyadır. AKP iktidarının Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir belediye başkanlarını görevden alarak yerlerine kayyum ataması, söz konusu Kürt karşıtı saldırı ve sindirme anlayışının devamıdır. Üç büyük Kürt kentine kayyum atamak sadece demokrasiye darbe vurmak değildir, aynı zamanda Kürt halkının seçimde ortaya çıkan iradesine yönelik bir gasp girişimidir. Kayyum siyaseti, iktidarın Kürtleri legal, demokratik ve meşru zeminlerin dışına çıkartma isteğinin açıkça dışavurumudur. Bugünkü iktidar, geçen dönemde de yüzlerce Kürt kentine kayyum atamış, ancak bu otoriter yaklaşımın bir işe yaramadığı 31 Mart yerel seçimlerinde açıkça ortaya çıkmıştı. Gelinen aşamada da Kürt kentlerine kayyum atamanın, halkın demokratik iradesini yok saymanın, hukukun temel normlarının hiçe saymanın mevcut kaosu derinleştirmek dışında hiç kimseye bir faydası yoktur. Kürdistan Sosyalist Partisi olarak hükümeti, sürdürmekte olduğu bu pervasız hukuk dışı girişimlerden vazgeçmeye, atanmış kayyumları geri çekerek belediye başkanlarının görevlerinin başına dönmelerine imkân tanımaya çağırıyoruz. Öte yandan Türkiye’de OHAL resmen son bulduğu halde, OHAL koşullarının olağanlaştığı ve sürekli hale geldiği bir süreçten geçiyoruz. Toplumun geniş bir kesimi iktidarın ötekileştirici uygulama ve söylemleri karşısında bunalmış durumdadır. Türkiye’de basın yoğun bir baskı altındadır. Farklı düşünce ve tutumlara sahip insanlar keyfi kovuşturma ve cezalarla susturulmaktadır. İktidar, kendisinden olmayan herkesi “terörle işbirliği”le yaftalayarak toplumsal muhalefeti itibarsızlaştırma ve sindirmeyi amaçlamaktadır. Devletin Kürt meselesinde geldiği nokta ise her türlü hukuki norm ve demokratik standartların dışındadır. Partimiz PSK olmak dört Kürdistan partisi hakkında açılan kapatma davası devletin Kürt meselesindeki savrulma ve korkusunun çarpıcı bir örneğidir. Oysa Kürdistan; tarihi, siyasi, coğrafik inkâr edilemez bir gerçekliktir. Kürdistan, Kürtlerin binlerce yıldır üzerinde yaşadığı, ona ruh verdiği, uzun ve tarihi yaşam ve mücadele deneyimleriyle var ettiği Kürtlerin ülkesi anlamına gelen bir diyardır. Kürdistan, onu yasaklamakla ortadan kalkmaz. Kürt ve Kürdistan gerçeği inkâr ve baskı politikalarıyla yok olup buharlaşmaz. Türkiye’yi yönetenler Kürt halkının varlığını ve ulus olmaktan kaynaklanan haklarını kabul etmeli, Kürdistan gerçekliği ile yüzleşme konusunda artık karar vermelidirler. Türkiye’de de bölgede de barışın, istikrarın ve demokrasinin inşası bu konuda adı atmaya bağlıdır. Türkiye sadece içerde değil, bölgesel düzeyde Kürt politikasını değiştirmek, Kürtlerin hak ve özgürlük mücadelesini kendisi için tehdit olarak görme anlayışından vazgeçmelidir. İzlediği Kürt karşıtı politikadan dolayı Türkiye’nin Suriye’de bataklığa saplandığı ortadadır. Suriye’de anti Kürt yaklaşımı nedeniyle, Türkiye uluslararası alanda büyük açmazlarla karşı karşıyadır. Yapılacak şey Suriye’de Kürt halkının temel hak ve özgürlük taleplerine saygı göstermek, yeniden yapılanacak Suriye’de Kürtlerin korunaklı bir statüye kavuşmalarına destek sunmaktır. Türkiye, sınırının dışındaki Kürtleri tehdit değil de, dost ve müttefik olarak görürse, bu Kuzey Kürdistan’da da barışçıl ve siyasal çözümün önü açar. Türkiye’de demokrasinin inşasına katkıda bulunur. Partimiz Türkiye’nin “PKK ile mücadele” adı altında Güney Kürdistan’da sürdürdüğü askeri operasyonlardan derin kaygı duymaktadır. Türkiye sadece askeri operasyonlarla yetinmemekte, aynı zamanda girdiği bölgelerde askeri üsler kurarak kalıcı bir işgal politikası izlemektedir. Bu durum Kürdistan Bölgesi’nin içinde bulunduğu hassas durumu daha da kırılgan hale getirmekte, Kürt halkının elde ettiği kazanımları riske etmektedir. Bu anlayışla Türkiye’yi Kürdistan Bölgesi’nde sürdürdüğü askeri operasyon ve işgal girişimlerine son vermeye çağırıyoruz. Türkiye çözümü sınırların ötesinde değil, kendi sınırları içinde Kürt meselesinde barışçıl ve diyalogu yeniden öne çıkartmakta aramalıdır. Öte yandan PKK’nin uzatmalarını oynadığı silahlı mücadele miyadını çoktan doldurmuştur. Bu durum daha önce bu partinin lideri tarafından da defalarca kamuoyuna ilan edildi. PKK’nin silahlı mücadele anlayışı sadece Türkiye’de legal demokratik Kürt hareketinin alanını daraltmakla kalmıyor, aynı zamanda Güney Kürdistan’ı bir savaş alanına dönüştürüyor. PKK’nın sürdürmekte olduğu çatışma çizgisinin Güney Kürdistan halkına ciddi zararlar verdiği, federe Kürt statüsünü risk altına soktuğu açıktır. Bu çerçevede PKK silahlı mücadeleye, özellikle de Güney Kürdistan’a zarar veren askeri eylemlerine son vermeli, Kuzey’de barışçıl demokratik mücadele çabalarına şans tanımalıdır. Özgürlük verilmez, mücadele ile kazanılır. Halkımızın özgürlüğü, başta Kuzey Kürdistan’da olmak üzere her parçada Kürt ulusal demokratik güçlerin ulusal özgürlük perspektifi temelinde en geniş birlik ve ittifakından geçer. Benzer şekilde yan yana yaşadığımız halklarla, daha somut olarak Türk halkının demokrasi, değişim ve Kürtlerin özgürlük taleplerinden yana olan en geniş kesimleriyle mücadele birliği yaşamsal bir zorunluluktur. Biz PSK olarak bu mücadele perspektifine güçlü bir biçimde inanıyor ve ona büyük bir değer biçiyoruz. Başarmamamız için hiçbir neden yoktur. 04.09.2019 Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) Merkez Yürütme Komitesi