Berlin’de Dersim Tertelesi anıtı: Tertele38 /Nisange38

Kazım Gündoğan

Almanya’nın başkenti Berlin’de bir ilk gerçekleşiyor. FDG (Avrupa Dersim Federasyonu) bileşenlerinden Berlin Dersim Derneği’nin uzun süredir yürüttüğü çalışmayı biliyor ve yakından takip ediyordum. Tertele Dersim 38’in (Dersim 38 Soykırımı) dünyaya anlatılmasını yeni bir hafıza sembolünün oluşturulması bakımından çok önemli bir adım olarak görüp, desteklediğim bu çalışma nihayet engelleri aşarak uygulanabilir bir projeye dönüştü.

Başta Tertele Dersim’38 olmak üzere tüm soykırımların, insanlığın ortak belleğindeki yerini alması açısından bu tür küçük adımların, son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle bu düşüncenin üretimi, projelendirilmesi ve yasal statüye kavuşturulması süreçlerinde emeği geçen kişi ve kurumlara teşekkür ederim.

Anıt sürecinin kısa tarihçesi şöyle; 2015 yılından itibaren Berlin Dersim Derneği tarafından Kreuzberg Belediyesi’nin gündemine taşınıyor. Belediye Meclisi’nde bulunan Sol Parti, Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller Partisi üyeleri ortak önergeyle konuyu sahiplenirken sağcı Hıristiyan Demokratlar Birliği (CDU) ve ırkçı Almanya İçin Alternatif (AFD) üyeleri karşı çıkıyor…

Anıt projesinin gündeme gelmesi hem Alman sağcılarını, hem de Türk Devleti’ni rahatsız etmiş ve onların da harekete geçmesine neden olmuştu. Türk konsolosluğunun organizasyonuyla Berlin’de bulunan Türkiyeli sağcı ve ırkçı güçler (Alperen Ocakları, Perinçekciler, Atatürkçü Düşünce Derneği, Berlin Türk Cemaati vb.) de süreci sabote etmek için çok çalışmışlardı. Bu engelleme çalışmasını Sözcü gazetesinin Türkçü yazarı Yılmaz Özdil “Turpun Büyüğü Heybede” (3 Haziran 2016-Sözcü) başlığıyla anlatmış ve tehlikenin önemine dikkat çekmişti. Özdil, olgulara rasyonel bakabilen herkesin görebildiği bir gerçekliği görmüş ve devletini tehlikeye karşı uyarmıştı. Onlar için tehlike olan; Dersim Tertelesi konusunda ortaya çıkan verilerin 1948 BM (Birleşmiş Milletler) sözleşmesinde insanlığa karşı işlenmiş suçlar (Soykırım) kriterleriyle uygunluk göstermesidir. Dolayısıyla da bu konunun uluslararası platformlara taşınması durumunda, kısa zamanda kabul görebileceği korkusunu yaşamaktadırlar.

Bir yanıyla ırkçı kesimleri harekete geçirmeye çağırırken, diğer yanıyla da R. Tayyip Erdoğan’ın “Dersim’de isyan yoktu, katliam yapıldı” açıklamasının nereye varacağı konusunda devleti uyarmaktaydı Özdil. Zira dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak R. T. Erdoğan hem bir itirafta bulunmuş, hem de doğrudan tanıklık yapmıştı. Her ne kadar siyasi rakibi olan CHP’yi köşeye sıkıştırmak için bu söylemde bulunduysa da bir hakikati açıklamış oldu. CHP ile ilgili iç siyaset bölümü CHP’yi ilgilendirir. Önemli olan itiraf ve tanıklık… Biliyoruz ki bu itiraf ve tanıklığın hem uluslararası siyasette, hem de uluslararası hukukta bir karşılığı vardır.

Bu itiraf ve ortaya çıkan yeni bilgi ve belgelerle Dersim Tertelesi’nin uluslararası platformlara taşınmasının nesnel koşulları çoktan oluşmuş olmasına rağmen Dersimli kurumlar ve platformlar bu çalışmayı bütünlüklü ve stratejik bir planla sürdüremedikleri için henüz hak ettiği yere taşınabilmiş değildir. Dersimlilerin ortak aklının oluşmasının önündeki en büyük engel bir yanıyla kendi zaaflarından kaynaklanırken, öte yandan da devletin tuzaklarına karşı yeterince uyanık olamamalarındandır. Son derece rekabetçi, reaksiyonel ve parçalı bir tablonun olduğu yerde taktik/güncel kazanımlar olsa da stratejik bir kazanımın elde edilmesi mümkün olmaz.

Tekrar anıt sürecine dönersek; Berlin Dersim Derneği ve önerge sahipleri, engellemeleri aşmak için Berlin toplumunu bilgilendirme ve ikna etme düşüncesiyle, 29 -30 Kasım 2018 tarihinde, “Göç Toplumunda Hafıza Kültürü Hakkında Politikalar ve Sesler” ismiyle bir sempozyum organize etmeyi kararlaştırırlar. Bir yanıyla politik çalışmalar sürerken, onu tamamlayan akademik çalışmalarla toplumun ikna edilmesi ve istikrarlı diplomatik ilişkiler sonucu bu proje, 27 Mart 2019 tarihinde tekrar Meclis gündemine taşınır ve oy çokluğuyla kabul edilir.

Bu tabloda öne çıkan birkaç önemli nokta var.

Birincisi; Dersim Tertelesi’nin uluslararası alanda somut bir karşılığı olduğu ve bundan sonra bu konunun stratejik bir akılla ele alınması gerektiği.

İkincisi; devletin ve uzantılarının Dersim Tertelesi’nin uluslararası alana taşınmasını doğrudan ve dolaylı yollardan engellemeye çalıştığı.

Üçüncüsü; ortak akılla üretilen projelerin ve sistemli biçimde sürdürülen çalışmaların başarıya ulaşacağı gerçeği…

Dördüncüsü; bundan sonra Dersim Tertelesi Avrupa’nın pek çok kentinde sadece Dersimlilerin sorunu olarak değil, soykırımlara karşı mücadele eden her kurum ve bireyin ortak sorunu olarak gündemdeki yerini alacaktır.

Dersim Tertelesi’nin yası henüz tutulmadı. Tertelenin ağır travmasını çok katmanlı olarak yaşayan bu toplumun bireyleri doğal bir öfke ve parçalı bir düşün dünyasıyla yaşamaktalar… Bu öznel durum ortak akıl oluşturma ve stratejik düşünme zeminini zayıflatmaktadır. Bu nedenlerle seçilen hedeflerin, tek tek kurumların güncel siyasi veya demokratik ihtiyaçlarına göre değil, toplumun stratejik çıkarlarına uygun olarak ortak akılla belirlenmesi yaşamsal bir öneme sahiptir. Tertelenin ağır travmalarının tedavi edilebilmesi, parçalanmış toplumun ortak amaçlar etrafında bir araya getirilebilmesi ve ortak yaşam sembollerinin oluşturulabilmesi ancak böyle mümkün olabilir.

Berlin’deki Dersimlilerin terteleyi hatırlamak ve anmak için sürdürdükleri çabanın bir anıtla ( Tertele38/Nisange38) sembolleşmesi bu bakımdan kıymetli bir örnek ve ilk adımdır. Umalım ki; başta diaspora olmak üzere Türkiye’nin başlıca kentlerinde yeni hafıza mekanları ve yeni hafıza sembolleri oluşturulsun…

ANIT; bir açıdan bu acıları yaşatanların çocuklarının, torunlarının yüzleşme ve iyileşme sembolüdür… Diğer yanıyla da tertelede yitirilen on binlerce Dersimlinin anısına ve onların çocuklarının, torunlarının acısına/yasına saygıdır ANIT…

Anıt; hatırlamak ve anmaktır!..

* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.