ŞÊRESÎYAR KENDİSİ KÜÇÜK HÜKMÜ BÜYÜK GAZETE

Veysel Çamlibel

- Av.ErdoğanTeomete’ nin aziz hatırasına -

1960’ lı yıllar...20 – 30 yaşları arasında halkın geleceğini, çıkarlarını her şeyden üstte gören gençleriz. Sol siyaset aydınlara, gençlere değişim vaat ediyor, cazip geliyor. Ve siyasetin iyice ısındığı 1965 sonrası. Parlamento’ da yeni bir ses gümbürdüyor. Doğu mitingleri.. Devrimci Doğu Kültür Ocakları... Kürtler de tembelliği bir yana atıp uykusundan uyanıyor. 49 Kürt aydınının davası askeri mahkemelerde, olay sıcaklığını koruyor. Türkiye İşçi Partisi o tarihlerde maazallah Komünist / dinsiz bir parti olarak kabul ediliyor. Propagandalar da o yönde. Kürdüm demek, sol olmak kolay değil. Bayazıt’ ta da canlı bir siyasi ortam var. Sosyolojik değişim yaşanıyor, yeni bir eşiği yaşıyor toplum. Yeni değerlerle farklı bir genç kuşak yetişiyor. Aşiretler, aileler arası hır gürden bıkmış, köylü – Bayazıt’ lı ayırımcılığını ilkel bulan, ‘’ Ağalar beyler bize yaramaz’’ diyebilen pırıl pırıl bir gençlik yola girmiş geliyor. Köylü, şehirli ayırımcılığının, kendi kendini yiyip tüketmenin sonunun başlangıcı denilebilecek yıllar. Yeni bir ruh, yeni bir umut filizleniyor.

Erdoğan ve Bahattin iki hukukçu, iki mizah adamı. Avukatlık yapıyorlar. İsa Geçit, Hasan Sarı diğer idealist simalar boy veriyor. Mustafa Özbey köylüyü de, şehirliyi de iyi bilen kıdemli bir arkadaşımız, cesur bir halk adamı. Arkadaşlarla bir gazete çıkarmaktan söz ediyoruz ve olabilecekse bu bir ilk olacak. Nasıl olacak, ne yapabileceğiz peki? Yazılar, basımı, dağıtım nasıl olabilir, kim ne yapabilirdi? İş konuşuldu, durum nihayet şekillendi. Gazetemizin adı Şêresiyar. Ben Eskişehir’deydim. Yazılar orda toparlanacak, orada düzenlenecek / basılacak, dağıtım Bayazıt başda olmak üzere okuyucuya ulaştırılacaktı. Gazetemizin sahibi ve sorumluluğunu iki avukat arkadaşımız, Bahattin ve Erdoğan üstlenmişti. Eskişehir’ de eczacılık okuyan Baki Özbey, Mahmut Çamlıbel de matbaa ve dağıtım işlerini yürütecekler. Yola çıktık…

İsmail Beşikçi hoca Hızır gibi, gösterişsiz, bir hayır adamı, çok bakımdan bizlere destek oldu. Maddi katkı da koymamazlık etmedi. Vay sen var olasın hoca... 1970 başında; ya Allah, Ya Muhammet, ya Mirhesenê Vali diye işe koyulduk. Şéresiyar ismi ve cismiyle tuttu, gençlerin, halkımızın ilgisini çekti. İlk sayısına başyazı olarak ‘’ Devran dönüyor / Halklar Uyanıyor ’’ başlığı koymuştuk. Sahiden devran dönüyordu. Sırtı yerden kalkmayan ezilenler yattıkları yerden doğruluyorlardı. Halklar da yüzyıllık ölüm uykusundan uyanıyordu. Ne güzel… Bu uyanışta, bu silkinişte bizlerin de bir tutam tuzu olacaktı.

Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu her nasılsa eline geçen Şêresiyar birinci sayısı üzerine Cumhuriyet Gazetesine bir seri yazı yazdı. Celallendi, verdi, veriştirdi gazetemize. Ak saçlı hoca kafasını halklar sözüne takmıştı. Ona bakılırsa halklar yoktu, tek bir halk, betonlaştırılmış yekpare bir millet vardı. İşi Ermeni hadisesi ile bağlayarak ‘’ tarihteki geçmiş ihanetler ’’ çerçevesinde gazetemizi kötüledi, karaladı. Av. Bahattin İstanbul üniversitesinde kendisine sözüm ona hak hukuk öğreten hocasına cevap verdi, kelle kulağı yerinde namlı – şanlı hocasını ayıpladı, eleştirdi. İsmail Beşikçi hoca bir bilim insanı olarak Velidedeoğlu’ na hak ettiği cevabı yetiştirdi.

Bir başka Prof. daha vardı İstanbul’ da Şêresiyar’ ı okuyan. Bu hoca Cavit Orhan Tütengil’ di. Hoca İktisat fakültesinde ders veren önemli bir sosyolog ve araştırmacıydı. Fakülteye bağlı gazetecilik yüksek okulunda da ders veriyordu. Tütengil hoca bilim camiasında saygın bir konuma sahipti. Ta uzaklarda, bir batı ilinde basılan küçücük bir gazete, yüzlerce km uzaktaki bir ilçeye ulaştırılıyor, okuyucusu ile buluşabiliyordu. Cavit Orhan Tütengil hoca öğrencilerine yerel basının önemini anlatırken örnek bir gazetecilik örneği olarak Şêresiyar’ı göstermişti. Bu seçkin bilim adamı 1979 aralık ayının başlarında da katledilmişti.

Gelelim Şêresiyar’ ın akibetine... İlk sayısından sonra, bir iki sayısını o sıralar köyleri basan, insanları köy meydanlarına toplayıp eza – cefa eden komando haberlerine ayırdı. Bingöl köyleri, Silvan da komando terörü bir bütün bölgeyi önüne katmış dehşet saçıyordu. DDKO’ lu gençler bu baskı ve şiddet uygulamalarının karşısında yer tuttu. TİP halkı ellinden geldiğince masum insanları sahiplendi. Sevgili Mehdi Zana da tutuklanmıştı. Bu kendisi küçük etkisi büyük gazete, kendince halkın hak – hukukunu birkaç sayısı ile sahiplendi.

Sonra? Sonrası malum. Hak - hukuk tanımaz askeri bir darbe.. 12 Mart 1971. Vatan millet bahane. Kavga mevki makam kavgası. Gelsin Diyarbakır toplama kampı...

Bayazıt’ tan Av. Erdoğan, Av. Bahattin, Mustafa Özbey, Mehmet Çamlıbel, Cengiz Çamlıbel, Mehmet Karadeniz, birkaç arkadaş daha alıp götürüldü, Diyarbakır cezaevine tıkıldı. Kısacası 1980 12 Eylül zulmünün provaları 1971 yılında Diyarbakır’ da gerçekleştirildi.

Senaryo tamamdı. Zebaniler yanında gönüllü muhbirler de tam tekmil hazırdı. Muhbirlerin ifadeleri askeri savcılarca Bayazıt’ ta gelinerek alındı.. Muhbir denilen de kim? Saç ve sakallarına ak düşmüş, Allahtan korkmaz, kuldan utanmaz birkaç adam. Bizimkiler hem komünist, hem dinsiz imansız, hem de bölücü. Atmadıkları iftira, çalmadıkları çamur yok…

O tarihlerde koruculuk henüz resmen icat edilmemiş. Silahlandırılıp maaşa bağlanmamış. İspiyonculuk, adam gammazlama derseniz o tarihin en eski kirli mesleği. Sözün özeti; ağacı kemiren kurt kendinden, yani kendi kurdu. Bekirê Ewaniler uzaktan birileri değil, bu toplumun içinden çıkmış... Kahrolası cehalet yekten yok olmuyor ki!...

Arkadaşlarımızın giderken kolları kelepçeli, dönüşleri ise muhteşem oldu. Ve ceza almadan döndüler. Yattıkları, çekilen cefa ise yanlarına kar kaldı. Müfterilerin, ajanların suratlarında kapkara birer leke, Başları eğik dolaştılar toplum arasında. Utançlarından namuslu insanların yüzüne bakamadılar...

* * * *

Geleceğe umutla bakanlar!.. Sevgili gençler!.. Dört duvar arasından sokağa çıkan kadınlar, genç kızlar!.. ‘’ Namusumuz özgürlüğümüzdür ‘’ diyebilenler, Köklerini, dilini, kültürünü, tarihini sahiplenen onurlu insanlar, Özgürlük, eşitlik, adalet değerlerini, hak hukukunuzu kimselere bağışlamayın. Sıkı sıkıya sarılın insanlığınıza. Önümüzde daha da yürünecek uzun, engebeli bir yol var. İnsanların gözü açıldı. Kadir – kıymet bilir halkımız kuzuyu kurttan korumanın kemaline erdi artık. Tünelin ucundaki aydınlık ferahlatıyor içimizi... Özgürlük yıldızımız parıldıyor.

* * * *

Bahattin Eryılmaz’ ın, İsa Geçit’ in, Hasan Sarı’ nın ardından yakın zamanda Erdoğan Teomete’ yi de kaybettik. Denildiği gibi her ölüm vakitsizdir, erkendir. Halkımızın başı sağ olsun. Onları, kardeşlerimizi yaptıkları güzel şeylerle anıyoruz. Bilelim ki; halka hizmetin büyüğü küçüğü olmaz. Binayı yükseltmek için taş taş üstüne koyan her kişiye saygımız büyük. Emek verene karşı kadirbilirlik fazilettir. Aramızdan ayrılan bu değerli kardeşlerimizi hayırla, rahmetle anmak, içimizde yaşatmak elimizde.

Onlar ki; zalime, namerde boyun eğmediler, Fitneye fesada yol vermediler. Mekanları cennet olsun…

Temmuz 2010 / Doğubayazıt

Veysel Çamlıbel

Not; Bu yazı ‘’ DOĞUBAYAZIT HALKIN SESİ GAZETESİ ‘’ sitesinde yayınlandı.