Prof. Dr. Mesut Yeğen'in Barış İçin Akademisyenler'in "Bu suça ortak olmayacağız"

Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Prof. Dr. Mesut Yeğen'in Barış İçin Akademisyenler'in "Bu suça ortak olmayacağız" bildirisini imzalaması sebebiyle "Terör örgütü propagandası" iddiasıyla Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'nde 37. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığı davadaki beyanını yayınlıyoruz.

Sayın Başkan, Sayın Heyet Üyeleri,

11 Ocak 2016 tarihinde kamuoyuna açıklanan Bu Suça Ortak Olmayacağız başlıklı metni imzaladığım için savcılıkça terör örgütü propagandası yapmakla suçlanıyorum.

Savcılıkça isnat edilen suçlamanın delili olarak gösterilen metnin terör örgütü propagandası yapmakla ilgisi yoktur. Söz konusu metin, içinde bulunduğum bir grup yurttaşın, yurttaşı oldukları devletten iki meşru talepte bulundukları bir çağrıdan ibarettir.

Metni imzalayarak, devleti idare edenlerden 2015’te sona eren çözüm sürecine geri dönülmesini ve Cizre, Silopi, Nusaybin, Sur ve Şırnak gibi yerleşim yerlerindeki çatışmalarda gerçekleşen hukuk dışı fiillere son verilmesini talep ettim.

Sözünü ettiğim iki talepte bulunmamım ardındaki saikleri de kısaca izah etmek istiyorum. Malumunuz, imzacısı olduğum metinde konu edilen çatışmalar başlamadan önce Türkiye Devleti kamuoyunda çözüm süreci olarak bilinen bir süreç başlatmış ve Türkiye’nin Kürt meselesi olarak adlandırılan kadim sorununu müzakereler yoluyla çözmeye girişmişti.

30 seneyi bulan akademik hayatımın önemli bir kısmını Türkiye’nin Kürt meselesi üzerine çalışmakla geçirmiş biri olarak söz konusu sürecin dışarıdan bir izleyicisi olmadım.

Aksine, mezkur sürece dahil olup katkıda bulunmaya çalıştım. Kürt meselesi üzerine yaptığım çalışmaların etkisiyle olsa gerek ki, 2010-2015 seneleri arasında yürütülen çözüm süreci boyunca TBMM’nin, Başbakanlığın, Kamu Güvenliği Müsteşarlığının, İçişleri Bakanlığının Kürt meselesi ve çözüm süreci üzerine düzenlediği açık kapalı çok sayıda toplantıya davet edildim ve görüşlerimi başbakana, bakanlara, milletvekillerine ve bürokratlara aktardım.

Bütün bu toplantılarda kabaca Kürt meselesinin siyasi metotlarla hallinin elzem olduğuna savundum.

Terör örgütü propagandası yapmakla suçlandığım metni imzalamamdaki ilk saik sözünü ettiğim bu süreçle ilgilidir. Çözüm sürecine destek vermiş bir vatandaş olarak, bir süre öncesine kadar bu sürecin tarafı olmuş devlete söz konusu sürece yeniden dönmesi için çağrıda bulundum.

İkinci talebimin ardındaki saik ise yukarıda sözünü ettiğim yerleşim yerlerindeki çatışmalar esnasında ortaya çıkan durumla ilgilidir.

Kamuoyuna yansıyan haberler ve Mazlum-Der ve BM gibi örgütlerce hazırlanan raporlar, yerleşim yerlerinde yaşanan çatışmalar esnasında çatışmanın tarafı olmayan çok sayıda yurttaşın hayatını kaybettiğini ve haftalarca süren sokağa çıkma yasakları esnasında yurttaşların en temel haklarının yoğun biçimde ihlal edildiğini gösteriyordu. Çatışmalarda öldürülen Taybet İnan ve Cemile Çağırga ise uzun bir süre defnedilememişti.

Bu Suça Ortak Olmayacağız başlığıyla duyurulan metne imza atarak dile getirdiğim ikinci talebin ardındaki saik de sözünü ettiğim bu durumla ilgilidir. Metni imzalayarak çatışmalar süresince yaşanan bu vahim duruma son verilmesini talep ettim.

Savunmamı son bir hususa değinerek bitirmek istiyorum. Sözünü ettiğim taleplerin bir bildiri vesilesiyle duyurulmuş olması yurttaşların devlet adına alınan kararları ve yapılan uygulamaları eleştirebilme özgürlüğü olarak ifade özgürlüğü içerisinde görülmesi gereken bir fiildir.

Nitekim, demokratik bir rejim için elzem olan ifade özgürlüğü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesince güvenceye alınmıştır. Bu sebeple, Bu Suça Ortak Olmayacağız başlıklı metni imzalamış olmam ifade özgürlüğü hakkının kullanılması olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak, Bu Suça Ortak Olmayacağız başlıklı metni imzalayarak terör örgütü propagandası yapmadım, aksine barışı ve hayatı savunmak üzere ifade özgürlüğü hakkımı kullandım.

Tüm bu mülahazalarla beraatimi talep ediyorum. (MY/TP)

İstanbul-BİA HABER MERKEZİ