İNSANI YÜCELT Kİ DEVLET İTİBAR BULSUN

Veysel ÇAMLIBEL / Türkiye büyük Osmanlılık hülyaları, yayılmacı bir dış politika girişimleri ile batı dünyasından uzaklaşıp Ortadoğu’nun / büyük Asya’nın bir parçası olmaya doğru yol alırken, iç politikada işler iyiden iyiye geriliyor, Otorite, yolsuzluğu, vurgunu, haksız kazanç itibar buluyor hale geliyor, ayıbın üstü ise ancak daha çok baskı kullanılarak örtüyor. Netice olarak; yaşam kirleniyor, insanlar özgürleşmeden uzaklaşıp daha da sürüleşiyor, tebealaşıyor.

Eskiden gizli saklı tutulurdu işler, şimdi net, açık söylenilir hale geldi. Kaba bir Kürt düşmanlığı yaşam buluyor. Türkiye’de ve komşu ülkelerde antidemokratik yükselişin gerekçesi açıktan açık belli artık, bu demokratik / çareler çözümler arayan, kapıya gelip dayanan,geniş bir alanda varlığını duyuran Kürt meselesidir.

Kutuplu dünyanın çöküşü sonrası Türkiye’deki vurgulanan bu iklim farklı bir iklim. İç ve dış politika iç içe radikal köklü bir değişim içinde. ‘’Başkanlık sistemi’’ kuşkusuz ototiter bir rejime geçme talebidir. Mevcut otorite kifayetsiz görülüyor. Devlet, rejim; toplumsal yaşama, insana karşı yeniden konumlanıyor. Bu radikal değişimin oturması / daimileşmesini sağlayacak büyük seçim hazırlıklar da hızla sürüyor.

2019 yerel ve genel seçimleri, ‘’başkanlık seçimleri’’ için hazırlıklar yapılıyor; AKP – MHP ile ifade bulan muhafazakar / İslami / milliyetçi cephesi bir yandan, diğer yandan CHP - ulusalcı cephe siyasal ikmallerini, lojistik desteklerini, yığınaklarını tamamlamaya hazırlanıyorlar. Sahaya eşitsiz imkanlarla çıkılan aktörler için büyük bir hesaplaşma var.

Siyaset, Türk egemenlik sisteminde 1950’lerden bu yana, sözde çok aktörlü, çok partili bir oyun olarak planlandı ve yürütüldü. ‘’ Komünist parti ‘’ de olsa onu ben kurdurtur, gerektiğinde yine ben ensesine çöker yok ederim mizanseni…Kısacası ; ‘’ Alavere dalavere Kürt Memet nöbete’’ oyunu

Ulaşılan yerde kervan zorlu bir geçitten geçiyor. AKP – CHP itişip – kakışması bilinmeli ki derde derman değil. Bu iki parti iki farklı / karşıt mevziye yerleşmişler gibi gelebilir birçok insana. Gerçekte her iki cephe de birbirlerinden farklı değil. Biri ‘’ Altı oku ‘’, diğeri ‘’Rabia’yı’’ kutsal, devletin resmi ideolojisi olarak görüyor. Biri, işlemeyen, sorunlara çözüm yerine askeri darbe üreten sözde bir ‘’ parlamenter sistem ‘’e dönmeyi kurtuluş diye sunuyor, diğeri dizginlerin tek elde toplandığı, seçilmiş olarak bir tek kendisinin meşru olduğu, dediğim dedik bir tek adam rejiminde ısrarlı. Her ikisi de güçlü devletçi, otoriter bir Türkiye’den, gidişten yana.

Peki ya bu hararetli çekişme ne? Çekişmenin asıl nedeni otoriter rejimden kendince bir pay - hisse sahibi olmak. Bu iktidar ve bu ana muhalefet denkleminden hayır adına, özgürlük, demokrasi adına elbette bir şey beklenilemez.

* * * *

HDP, siyasal yaşamda üçüncü sırada gözükse de gerçekte ve fiilen ana muhalefet durumundaki bir parti. 1960 yıllarından bu yana halkların, ezilen kimliklerin mütabakat partisi geleneğinin günümüzdeki ifadesi konumunda, dikkate alınan bir parti. Kürt çözümünün birlik içinde mümkün olduğu iddiasını taşıyan bir akım.

HDP, karanlık yanları oldukça yoğun ve çok yönlü olan şu son ‘’hendek meselelerinden’’ sonra ağır darbe alan, halkın beklentilerinden uzaklaşan, büyük / kabul edilmez ölüm, acı ve yıkımlardan sonra düştüğü, hırpalandığı yerden kolundan tutulup kaldırılmak istenmeyen mağdur - mazlum bir parti durumunda. Seçilmiş vekil ve belediye başkanları, binlerce aktif siyasetçileri içeri alınmış, çalışanları üzerinde olmadık baskı ve tutuklama furyası sürdürülen, toplumla buluşması, yeniden güç toplaması, yaralarını sarması önlenen bir parti.

Adı DBP olan, Diyarbakır merkezli yüzün üzerinde belediyenin de bağlı gözüktüğü, işlevine uygun bir rolü görülmeyen, hiç de öyle bir derdinin olmadığı da yaşanılarak bilinen parti üzerine söz etmek ise başlı başına bir değerlendirmenin konusudur.

ÇARE / ÇÖZÜM; DAHA ÇOK İNSAN, DAHA AZ DEVLET