Demir: Tahir Elçi her yerdeydi

November 26, 2017

Vecdi Erbay  verbay@gazeteduvar.com.tr

DİYARBAKIR – Tahir Elçi 28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır Sur ilçesinde Dört Ayaklı Minare önünde, daha önce yaşanan çatışmalardan dolayı ciddi bir şekilde zarar gören tarihi eser ve kültürel varlıklara dikkat çekmek amacıyla, Diyarbakır Barosu tarafından organize edilen basın açıklamasına katıldı. Açıklamayı kendisi okudu. Her fırsatta hatırlatılması gereken açıklamanın bir kısmı şöyleydi: “Biz Diyarbakırlılar olarak, Diyarbakır Barosu olarak tarihi değer ve eserlerimize, insanlığın bin yıllık emeğine, birikimine, bu kadim şehre sahip çıkalım. Biz buradan çağrı yapmak istiyoruz. Biz bu tarihi bölgede birçok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede insanlığın bu ortak mekânında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz.”

Basın açıklamasının ardından aynı yerde meydana gelen silahlı çatışma sırasında, kendisine isabet eden kurşunla hayatını kaybetti. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan cinayeti kınayan açıklamalar yaptılar ve faillerin ortaya çıkarılacağı sözünü verdiler. Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Diyarbakır’a geldi, Elçi’nin ailesine taziye ziyaretinde bulundu ve faillerin bulunacağına dair sözü o da verdi.

Ancak aradan geçen zaman içinde görünen o ki Tahir Elçi cinayetinin dosyası, binlerce faili meçhul cinayet dosyasının içinde yerini alacak. Çünkü soruşturmada bugüne kadar bir arpa boyu yol alınamadı. Bu kuşkuyu, her hafta Cuma günü Diyarbakır Adliyesi’nin önünde basın açıklaması yapan Diyarbakır Barosu da ısrarla dile getiriyor.

Tahir Elçi vurulduğunda yanında Diyarbakır Barosu’ndan yaklaşık 20 avukat arkadaşı vardı. Bunlardan biri de avukat Fuat Hayri Demir’di. Demir ile Elçi’nin dostluğu, Dicle Hukuk Fakültesi’nde okudukları döneme kadar uzanıyor. Demir ile hem öğrenci arkadaşını hem de meslektaşı Tahir Elçi’yi konuştuk. Elbette cinayetten bu yana iki yıl geçmiş olmasına rağmen failinin bulunmamasını değerlendirsin istedik.

Fuat Hayri Demir, Elçi ile aynı binada çalıştıklarını belirterek, “Ona sabahları ‘Günaydın’ demeyi, birçok konuda yaptığımız sohbetleri özledim” diyor.

‘KÜRT HALKINA AŞIKTI’

 

Demir, okul arkadaşı Tahir Elçi’yi anlatırken, “Tahir benden iki yıl sonra geldi okula” diyerek başlıyor söze ve şöyle devam ediyor: “Çok sık görüşürdük, birbirimizin evlerine gider gelirdik. Benim tanıdığım Tahir, çok iyi bir yurtseverdi hatta Kürt halkına aşık birisiydi. Ama daha o zamanlarda bile hep doğru bildiğini söylemekten geri durmayan bir insandı. Hayatı boyunca hep dürüst bir insan oldu. O tarihte Hukuk Fakültesi Şehitlik semtindeydi ve Olağanüstü Hal Bölge Valisi’nin hemen yanındaydı. Bu nedenle daha öğrenciyken birkaç defa gözaltına alındı. Örneğin okulun bahçesinde Newroz kutlardık, 8 Mart Dünya Kadın Günü nedeniyle etkinlik düzenlerdik. Valilik’ten fotoğraflar çekilir ve tespit edilen öğrenciler gözaltına alınırdı. Bunlardan biri de çok defa Tahir olurdu.”

Öğrencilik yıllarından Fuat Hayri Demir’in aklında kalan Tahir Elçi’nin disiplinli oluşudur. “Örneğin, bizim evimiz pek çok öğrenci evi gibi dağınıktı” diyor Demir, “Ama bir doktor arkadaşıyla aynı evi paylaşan Tahir öyle değildi. Evleri her zaman temiz ve düzenliydi. Yemekleri bile düzenli yapılırdı. Evde sigara içilmesine izin verilmezdi. Öğrencilikten sonra da böyle titiz ve disiplinli oldu. Bir avukat zaten disiplini olmalı, yoksa hiçbir davayı istediği şekilde bitiremez. İşine, eşine, çocuğuna, davasını üstlendiği insanlara karşı hep özenli olan bir Tahir hatırlıyorum.”

Hukuk fakültesini bitirip avukat olarak çalışma hayatına atıldıklarında da dostlukları devam etmiş Elçi ile Demir’in. Elçi, faili meçhul cinayetlere, köyleri yakılan insanlara, siyasi nedenlerle hakkında soruşturma açılanlara duyarsız kalmamış, davalarını üstlenmiş.

90’LI YILLARDA AVUKAT OLMAK

Demir, “Bizden önce, 90’lı yıllarda çok az avukat vardı böyle davalara bakan. Hem siyasi ortam çok zordu hem de çalışma koşulları. Müvekkillerin biri Mardin’de, hatta Eskişehir’de olurdu. Bunlara yetişmek hiç kolay değildi o yıllarda. Ama Tahir hepsine yetişmeye çalışıyordu. Cizre’deydi, Siirt’teydi, Bingöl’deydi, her yerdeydi.”

Bu “Her yerde” olma halinin hiç kolay olmadığını, Demir’in Elçi ile ilgili anlattığı şu anıdan da anlamak mümkün: “90’te avukatlara yönelik bir operasyon yapıldı. Yaklaşık 30 kişi gözaltına alındı. Ben 8 gün gözaltında kaldım. Tahir benden birkaç gün önce alınmıştı ve gördüğüm kadarıyla onun ve birkaç avukatın üzerinde ısrarla duruluyordu. Birkaç defa sorguya götürüldü ve kendisi söylemese de kendisine işkence yapıldığı belli oluyordu. Bir sorgudan sonra hepimizin kaldığı dar koridora getirildi. Islatılmıştı ve titriyordu. Battaniyesi vardı ama buna rağmen titrediğini görünce kendi battaniyemi paylaşmıştım onunla.”

DÖRT AYAKLI MİNARE’NİN ORADA

Daha sonra iptal edilecek 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden sonra bütün bölge savaş alanına döndü. Bölgede kalıcı bir barışın umutları yeşermişken, insanlar birden kendilerini savaş ortamında buldu. Birçok il ve ilçede ‘öz savunma’ adıyla hendekler kazılmaya, barikatlar kurulmaya başladı.

Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesi de benzer bir süreç yaşadı. Sokağa çıkma yasağı ve ardından başlayan çatışmalar, Sur ilçesindeki tarihi yapılara da zarar verdi. Sokağa çıkma yasağı kalktıktan sonra diğer tarihi mekanlarla birlikte Diyarbakır’ın sembol varlıklarından biri olan tarihi Dört Ayaklı Minare’nin de tahrip edildiği görüldü.

 

SUR’A SAHİP ÇIKMAK

Bunun üzerine Diyarbakır Barosu ilçede basın açıklaması yapma kararı aldı. Bundan sonrasını Fuat Hayri Demir şöyle anlattı: “Tarihi yerlerin tahrip edildiği anlaşılınca Baro Yönetim Kurulu burada bir basın açıklaması yapma kararı aldı. Öneri Tahir’den gelmiş ve yönetim kurulundaki bazı arkadaşların ‘Burası güvenli değil, başka yerde yapalım açıklamayı’ uyarısına da Tahir karşı çıkmış. Sur’la ilgili bir açıklama yapmak gerekiyorsa bunun da Sur’da yapılması gerektiğini savunmuş.”

Yönetim kurulu karar alınca baroya bağlı çalışan bütün avukatlara etkinlikle ilgili mesaj gönderilmiş. Mesajı alan Demir’de etkinliğin düzenlediği gün Dört Ayaklı Minare’ye gitmiş. Tahir Elçi ve birkaç arkadaşlar daha vardır sadece. Diğer arkadaşları ile basın mensuplarının gelmesini beklemişler bir süre.

Demir, Dört Ayaklı Minare’nin önünde beklerken Sur’da yaşayan insanların tedirgin olduğunu, yanlarından hızla geçip gittiklerini anlatıyor. Sonra çay ocağı işleten bir adam geliyor yanlarına. Çay ikram etmek istiyor. Elçi, “Açıklamadan sonra gelir, bir çayını içeriz” diyor adama. Adam, sokağa çıkma yasağından şikayet ediyor ve “İnşallah sizin açıklamanız bir işe yarar, çatışmalar biter” diyerek ayrılıyor yanlarından. Bu arada Tahir Elçi, yanında duran Demir’e, “Açıklamayı burada yapmakla doğru yaptık değil mi?” diye soruyor. Demir, onaylıyor onu.

BİRDEN PATLAYAN SİLAHLAR

Arkadaşları yerlerini aldıktan sonra sıra açıklamaya geliyor. Tahir Elçi, yukarıda bir bölümü bulunan açıklamayı yapıyor. Açıklamadan sonra yanında duran Demir’e, “Dövizleri ne yapalım” diyor. Dört Ayaklı Minare’nin etrafı güvenlik şeridiyle çevrilmiştir. Demir, “Şu bantların arasına koyalım” diyor. Öyle yapıyorlar.

Bundan sonrasını Demir şöyle anlatıyor: “Açıklama bitti, dövizleri bıraktık. Önce bir kadın geldi, Kürtçe konuşuyordu ve çatışmaların bitmesini istiyordu. Tahir de basın mensuplarıyla birlikte kadının yanına gitti. Sonra yaşlı bir adam geldi, o da sokağa çıkma yasağıyla ilgili şeyler söyledi. Hepimiz oradaydık ama biraz dağınık duruyorduk. Sonra birden silah sesleri gelmeye başladı. Önce silah seslerinin nereden geldiğini anlayamadık. Bu arada bir polisin de havaya ateş ettiğini gördüm. Sanırım o da silah seslerinin nereden geldiğini bilmiyordu ve kendilerine yönelikse, silah kullananları uzak tutmak için havaya sıktı. Silah sesleri çoğalıp yaklaşınca hepimiz bir tarafa dağıldık. Ben bir çay ocağına girdim birkaç sivil insanla birlikte. Bir süre orada kaldıktan sonra çay ocağını işleten adam oradan ayrılmamızı istedi. Sur’daki büyük bir otelin arkasından dolanarak Balıkçılarbaşı’na çıktım. Orada başka avukat arkadaşlarımla karşılaştım, birlikte Dağkapı’ya doğru yürüdük.”

 

Tahir Elçi 28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır Sur ilçesinde Dört Ayaklı Minare önünde vurularak öldürüldü.

‘TAHİR BAŞKAN HASTANEDE’

Dağkapı’ya kadar yoğunlaşan silah seslerinden sakınarak geldiklerini anlatan Demir, bu arada diğer avukat arkadaşlarını aradıklarını söylüyor. Herkese ulaşılmış, bir tek Tahir Elçi’ye ulaşılamamıştır.
Demir, o karmaşada yaşadıklarını şöyle anlattı: “Dağkapı’ya geldiğimizde Tahir’in hastanede olduğunu öğrendik. Yanımdaki arkadaşımla Devlet Hastanesi’ne gittik. ‘Tahir Başkan nerede?’ diye sorduğumuz hastanenin acil servisinde çalışanlar ağlıyordu. ‘Morgda’ dediler ağlayarak.”

 

‘ORADAYDIM AMA SAVCI İFADEMİ ALMADI’

2015’te işlenen cinayetin failleri, verilen sözlere rağmen bulunamadı. Demir, “Bir ay sonra anladık ki failler bulunamayacak, devlet bu cinayeti de failli meçhul yapacak” diyor.

Bunu söylerken, iki yıldır devam eden soruşturmada hiçbir ilerlemenin kat edilmemesini gerekçe olarak gösteriyor. Demir, “Hatırlanacağı gibi olay yerinde uzun süre inceleme yapılmadı, deliller toplanmadı. Baronun ısrarıyla olay yerine giden savcıları silah sesleri karşılaştı ve güvenlik gerekçesiyle olay yerine gitmeleri engellendi. Bu durum defalarca yaşandı. Güvenlik alınabilirdi bana göre. Birileri özellikle istemedi ve ne tesadüftür ki inceleme yapmak için bölgeye giden heyet hep silah sesleriyle karşılaştı” diyor.

Savcının elindeki delilleri baro ile paylaşmadığına dikkat çeken Demir, “Bu da devlet bir şey mi saklıyor kuşkusuna neden oluyor” diyerek davayla ilgili eleştirisini dile getiriyor. “Ben oradaydım ama savcı ifademe başvurmadı. Oysa savcı herkesle konuşmalı. Deliller böyle toplanır ve bir araya getirilir.

 

BÜTÜN DİYARBAKIR YÜRÜDÜ

Tahir Elçi’nin cenaze töreni muazzam kalabalıktı. Şehirdeki gergin ortama rağmen neredeyse bütün Diyarbakır Yeniköy mezarlığına kadar yürüdü. Cenaze töreniyle ilgili olarak Demir, şunları söyledi: “Elbette Tahir halka mal olmuş, sevilen bir insandı. Ama Türkiye’nin her yerinden aydınlar da katıldı cenazesine. Bana göre insanlar Tahir’i sahiplendi bu cenaze töreniyle ama aynı zamanda bu cinayetlerin, çatışmalarını bitmesini de anlatmak istediler. Tahir gibi demokrasi ve barış istediklerini göstermek istediler.”

Söyleşinin sonunda, “Eklemek istediğiniz bir şey var mı?” diye sorduğum Fuat Hayri Demir, Elçi ile aynı binada çalıştıklarını belirterek, “Ona sabahları ‘Günaydın’ demeyi, birçok konuda yaptığımız sohbetleri özledim” dedi. Demir, şöyle devam etti: “Onu unutturmaya çalışıyorlar ama Tahir Elçi cinayetinin faili meçhul olmasına izin vermeyeceğiz. Sonuna kadar bunun için mücadele edeceğiz. Unutmadık, unutturmayacağız.” (DUVAR)

 

Please reload