Search
  • www.bircabelek.com

83 yıl geçti: Ne acısı dindi ne de devletin bakışı değişti


DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, üzerinden 83 yıl geçen Dersim Katliamı'nda devreye sokulan politikaların halen sürdüğüne dikkati çekerek, gerçek bir yüzleşmeyle katliama uğrayan halkın bütün kutsallarının kabul edilmesi gerektiğini belirtti.  

Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihine kara bir leke olarak geçen Dersim Katliamı'nın üzerinden 83 yıl geçti. 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan “Tunceli Tenkil Harekatı” adlı kararnamenin ardından hayata geçirilen katliamda yaşananların acısı ise, aradan geçen bunca zamana rağmen dinmedi. Dersim halkının "tertele" şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937'de bin 737, 1938'da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin civarında insan katledildi. Yine, on binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi. 

ZEHİRLİ GAZ  

Halen birçok yönü gizli tutulan katliamda yaşananların bir kısmı ise, o dönemde görevli olan kimi yetkililer tarafından uzun yıllar sonra açıklandı. Katliam döneminde eski Dışişleri Bakanı olan İhsan Sabri Çağlayangil'in anılarında anlattığı, “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinde bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekat oldu. Dersim davası da bitti, hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi, böyle bitti. Bugün Dersim’e rahatça girebiliyoruz” sözleri o dönemde yaşanları özetler nitelikte. 

Aradan geçen bunca zamana rağmen yüreklerinde açılan yaranın kapanmadığını belirten Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu ile katliamın yıldönümüne ilişkin konuştuk.

‘SOYKIRIM ASLA DURMADI’

Devletin 1937'de "özel" bir kanunla Dersim'e yöneldiğine dikkati çeken Kulu, dünyanın hiçbir yerinde bir bölgeye ilişkin böylesi bir kanunun devreye sokulmadığını dile getirdi. Katliamın temel nedeninin kentin Kürt ve Alevi kimliğinden kaynaklandığını belirten Kulu, “Zararlı görülen bu durumun tamamen ortadan kaldırılması için yemin edilmiştir. 1938’den sonra soykırım asla durmamıştır. Soykırım sadece fiziki olarak yok etme değildir. Diliniz, kimliğiniz, kültürünüz, ziyaretiniz, dergahınız, ocağınız söndürülmüşse ve siz kendi tarihinizden bihaber başka bir tarihle yaşayan ve övünen hale getirilmişseniz, esas en büyük soykırım budur. Bunu başka şekilde izah etmek mümkün değildir” diye konuştu. 

KELİMELER KİFAYETSİZ KALIYOR

Halen mezarlarını ve kaybolan çocuklarının akıbetini bilmediklerini söyleyen Kulu, “Bunu anlatmak çok zor. Kelimeler kifayetsiz kalıyor. O günden bugüne baktığımızda coğrafyada bir fiziki soykırım yaşandı ama geride kalanların hiçbiri inancıyla, diliyle, kültürüyle yaşama imkanı bulmadı. Hem kendi içindeki otoasimilasyon hem de devletin asimilasyon sistemi sonucu geriye çok bir şey kalmadı artık. Tarih sayfalarında kalmış gibi bir durumdayız. Belki bizden birkaç jenerasyon sonra tarih kitaplarında sadece bir not olarak kalacağız. Böyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız” dedi. 

MÜCADELE ÖZELEŞTİRİSİ 

Katliama karşı mücadelede etnik, inançsal ve kimliksel değerler konusunda yeterli farkındalık yaratamadıkları için özeleştiride bulunan Kulu, “Eğer kendi aidiyetiniz ile ilgili bir çabanız yoksa, bu sadece bir serzeniş veya anmanın ötesine gitmiyorsa bir nevi değerlerinizden vazgeçmiş oluyorsunuz. Bu oldukça zor ve telafisi mümkün olmayan bir durum” ifadelerini kullandı. 

EŞİNE AZ RASTLANIR BİR KATLİAM

Dersim Katliamı'nın yakın tarihte çok az örneği bulunduğunu kaydeden Kulu, o dönemde yaşananlara işaret ederek, “Çünkü insanlar mağaralarda zehirli gazlarla öldürüldüler. Artta kalanlar köle anlamında Türk subay ve askerlerine hizmetçi olarak verildiler. Bir coğrafyanın baştan başa bir yıkımla karşı karşıya kaldığını gördük. Ardından üst yapı kurumlarıyla girilen yerde, yatılı bölge okullarıyla tamamen kendi kimliğinden, inancından, yaşamından, toprağından kopmuş başka bir kişilikle var edilen bir gerçeklikle karşı karşıya kaldık. Halen kendi kimliğinden utanan ve hatta kendisini en hakiki Türk ve hakiki Müslüman sanma noktasına gelenler var. Bu içler acısı bir durum” şeklinde konuştu. 

SOYKIRIMLA YÜZLEŞME ISRARI

Devletin yüzleşmek bir yana katliam politikalarını farklı metotlarla devam ettirdiğine vurgu yapan Kulu, yüzleşmek için öncelikle "soykırım zihniyetinden" kurtulmanın gerekliliğinin altını çizdi. Katliam ile yüzleşmeyi sağlayabilmek için çalışmalarına devam ettiklerini paylaşan Kulu, “O dönemde idam edilenler ve kaybedilen çocukların, kızların bütün bilgilerinin ailelerine verilmesi ve bunlara ulaşma imkanının sağlanmasını istiyoruz. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması ve bir bütün olarak bu soykırımdan dolayı devletin özür dilemesini bekliyoruz” şeklinde kimi beklentilerini paylaştı. 

HALKIN KUTSALLARI KABUL EDİLMELİ

Gerçekleşecek yüzleşmenin de katliama uğrayan halkın kimliğini ve değerlerini, bir bütün olarak kutsallarını kabul etmesiyle olacağının altını çizen Kulu, söz konusu hakların da yasal güvenceye alınarak, uluslararası kamuoyuna açıklanması gerektiğine işaret etti. Kulu, bu hakların tartışılacak ya da lütuf gibi sunulacak haklar olmadığını söyleyerek, "Onun için bir korkuya, endişeye kapılmadan; eğer bedelse de bunu ödeyerek tarihini, kültürünü yaşamak ve gelecek nesillere bırakmak gibi bir sorumluluğu var herkesin. Bizi insan yapacak olan şey de budur” diye belirtti. 

AKP, CHP ve MHP'de siyaset yapan Kürtlerin ve Alevilerin durdukları yeri "içler acısı" olarak yorumlayan Kulu, bu siyasetçilerin kendilerine ait talepleri olmadığını, söz konusu partilerin güdümünde, onların sözünü ve siyasetini savunan bir pozisyonda olduklarını ve bunun bile gerçeklikten kopmak anlamına geldiğini söyledi.  

PANDEMİ SÜRECİNDE MEZARLARA SALDIRMAK

Tüm dünyanın koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla uğraştığa dikkati çeken Kulu, buna rağmen devletin "soykırım politikalarına" devam ettirdiğine işaret ederek, devamla şunları belirtti: "Mezarlarımızın yıkıldığı, kutsallarımızın, ziyaretlerimizin bombalandığı bu sürecin bitmesini, insanlık adına bu utancın son bulmasını istiyoruz. Ölmüş insanların mabetlerini kırmak, dökmek insanlık adına utanç vericidir. Düşünün dünya pandemiyle uğraştığı bir süreçte halen dağların, taşların, mezarlıkların bombalanması, tahrip edilmesi, sokaklarda infazların gerçekleşmesi insanlık adına utanç verici bir şeydir. Bunu reddediyoruz.” 

MA / İdris Sayılgan 

28 views