• www.bırcabelek.com

Dr. Qasımlo Cinayeti Ve Kasım Süleymani


Dr. Qasimlo ve iki arkadaşı aralarında Ahmedinecad ve dün ABD tarafından gerçekleştirilen saldırıda öldürülen Kasım Sülemani’nin de bulunduğu ekibin organize ettiği suikastle yaşamını yitirdi,

3 Temmuz 1989, saat 16:00 civarı; yer Viyana birinci bölgedeki Avusturya İçişleri Bakanlığı binası. Müzeyi andıran Bakanlığın tarihi binasında rutin bir gün. Tek sıra dışılık bakanlık koridorunda bekleyen 3 Kürt. Dr. Qasimlo iki arkadaşıyla birlikte bakanlığın birinci katında, bakanın başdanışmanı Manfred Matzka’nın bürosunun kapısının önünde bekliyor. Bakanlığa girişleri güvenlik defterine saat 15.50 olarak not edilmişti. Matzka’nın sekreteri randevunun onayını bir gün önce telefonla konuştuğu Dr. Qasimlo’ya vermişti. Dr. Qasimlo’nın asıl amacı İçişleri Bakanı Franz Löschnak ile görüşmekti.

Ancak ters giden bir şeyler vardı. Dakikalar sonra Matzka yerine onları sekreteri karşılayarak randevunun iptal edildiğini söyledi. (Görüşmenin neden iptal edildiği ve Dr. Qasimlo’nun bakana ne söylemeyi düşündüğü hala çözülemeyen en kritik ayrıntıdır) Bakanlıktan saat 16.30’ya doğru eli boş çıkan Dr. Qasimlo şaşkındı, ama bunu dert etmedi. Çünkü saat 17.30’da bir randevusu daha vardı. Ertesi gün, yani 14 Temmuzda, daha sonra cumhurbaşkanı olacak dönemin SPÖ Grup Başkanı Heinz Fischer ile görüşecekti.

59 yaşındaki Kürdistan Demokrat Parti-İran (PDK-İ) Genel Sekreteri Dr. Abdulrehman Qasimlo, çıkmak istemediği İran vatandaşlığı yüzünden cebinde sahte bir pasaport taşıyordu. Buna rağmen o sadece Viyana’da değil, aynı yıllarda Doğu ve Batı Avrupa başkentlerinin kulislerinde de tanıdık bir Kürt simaydı. Hatta 4 gün önce, 10 Temmuz 1989 akşamı, Viyana’dan önceki son durağı olan Paris’te Washington’a gidiş için ‘yeşil ışık’ almıştı. Nedense Beyaz Saray, Tahran’ın tehlikeli bulduğu bu Kürt liderini durup dururken ‘Tehlikeli Marksistler’ listesinden çıkartmıştı.

Dr. Qasimlo, Paris’teki son gecesinde eşi Hélène Krulich ve bir grup gazeteciyle batının kendisine karşı soğuk savaşı bitirmesini kutluyordu. 13 Temmuz akşamı saat 17.00 civarında Avusturya İçişleri Bakanlığı binasının bulunduğu Herrengasse caddesinden yaklaşık 4 km ötedeki Linken Bahngasse Caddesi 5 numaralı adrese doğru çıktığında ise Dr. Qasimlo hayatının en sıcak savaşından, komplodan habersizdi. Onu ve yardımcısı Abdulkadir Azeri’yi taşıyan arabayı PDK-İ Viyana’nın temsilcisi Kerim Piroty kullanıyordu.

Viyana üçüncü bölgede bulunan Linken Bahngasse caddesinde saat 17.30’da gerçekleşecek buluşmanın yerini Süleymaniyeli Fadil Resul ayarlamıştı. Üçüncü kattaki o ev Avusturyalı Renata V. isimli kadına aitti. Renata, Resul’un imam nikahlı ikinci eşiydi. 1975 yılından itibaren Viyana’da yaşayan, Uluslarası İlişkiler Bölümü’nde doktora çalışmasını yapan Resul, iyi bir Kürt lobicisiydi. Viyana’ya gelen Kürt liderlerin görüşmelerini o ayarlıyordu. Bir gün önce Dr. Qasimlo’yu Cezayir’in ilk devlet başkanı Ahmed Ben Bella ile görüştüren Resul, az sonraki buluşmanın da mimarıydı.

Dr. Qasimlo ve Azeri buluşma yerine 500 metre kala, Hilton Oteli’nin önündeki otobüs durağında arabadan indi. Dr. Qasimlo, şoför Kerim Piroty’e bundan sonrasını tek başına gideceklerini ve onun gelmemesini söyledi. Piroty, onları bırakırken, bu son dakika değişikliğine bayağı öfkelenmişti ve ilerleyen saatlerde yakın bir arkadaşına, “Eğer böyle önemli bir görüşmeye katılmayacaksam, ben ne işe yarıyorum? Viyana temsilciliği görevini bırakacağım” demişti.

Dr. Qasimlo ve beraberindekiler Hilton’un önünden Linken Bahngasse Caddesi 5 numaralı eve doğru yürürken, onlardan birkaç dakika önce üç İranlı, Cafer Sahraroodi, Mustafa Ajvadi ve Amir Mansour Bozorgian otelden ayrılmış ve buluşma yerine ulaşmıştı. Ceplerinde diplomat pasaportları vardı ve 10 Temmuz’da Viyana’ya gelmişlerdi. Daha sonra ‘Tanık D’ kodlu bir görgü tanığı o gün Mahmut Ahmedinejad’ın da (2005’te cumhurbaşkanı seçilecekti) onlarla birlikte olduğunu ve keşif yaptığını söyleyecekti. Bir gün öncesine, 14 Temmuz’a kadar ayrı ayrı otellerde rezervasyon yapan İranlı ekip o sabah Hilton’da bir araya gelmişti. Frankfurt üzerinden aktarmalı gelen Sahraroodi nedense diğerleri gibi direk Tahran-Viyana hattını seçmemişti.

Her iki tarafa da kapıyı Resul açtı. Taraflar salondaki masa etrafında toplanmış, müzakereler başlamıştı. Sadece Amir Mansour, heyetinin koruması olarak ara salonda ayakta bekliyordu. Görüşme bir ses bandına kaydediliyordu. Daha sonra Avusturya polisinin açıkladığı o bantta Qasimlo’nun “Hem eli boş döneceğim, hem de İran söz verdiği otonomi için çalışıyor diyemem” sözleri işitilecekti. Sözlerden sonra ise kurşun sesleri…

İki silahtan çıkan kurşunlarla Qasimlo alnından, şakaklarından ve boynundan, Resul kafasından ve boynundan vurulmuş, Abdullah Kadir Azeri ise adeta kurşun yağmuruna tutulmuştu. Viyana Adli Tıp’ın raporuna göre Azeri 8 kurşunla can vermiş, 5 kurşun da vücudunu sıyırmıştı. Olay yerine gelen ilk polislerin bilgi notuna göre “Ölüm komandoları aldıkları ‘sipariş’i yerine getirmekten emin olmak istercesine namlularındaki bütün kurşunları boşaltmıştı.”

İran ve Kürt heyetlerinin kana bulanan bu ikinci (ilki 30 Aralık 1988’de, bizzat Talabani’nin arabuluculuğuyla gerçekleşmişti) müzakere gününde unutulan bir ayrıntı vardı. O gün yani 13 Temmuz 1989; 3 Haziran 1989’da ölen İran İslam devriminin lideri Humeyni’nin 40. yas günüydü. Qasimlo’nun eşi Hélène Krulich cinayetten bir hafta sonra 13 Temmuz tarihine dikkat çekecek ve “İran İslam Cumhuriyeti’nin katliam için bugünü seçmesi tesadüf değildi” diyecekti. Zira Humeyni, 11 Şubat 79 devriminden 6 ay sonra, 19 Ağustos 1979 günü devlet televizyonundan Dr. Qasimlo’yu “Allah’ın bir numaralı düşmanı” ilan etmişti.

T24’den Çetin Çeko, Kürt tarihine Viyana komplosu olarak geçen suikastı makalesinde şöyle anlatıyor :

13 Temmuz 1989’da Avusturya’nın başkenti Viyana’da Dr. Kasımlo ve İ-KDP Avrupa sorumlusu Abdullah Kadiri, İran ajanları tarafından planlanan bir suikasta kurban gittiler. Bu suikastın faillerinden biri dönemin pastarı, devrim muhafızı, İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejad idi. Beş yıl önce Viyana Savcılığı, İtalya’da yakalanan bir Alman silah kaçakçısının suikasttan bir kaç gün önce silahları Ahmedi Nejad’a teslim ettiğini açıklaması, kapanmış olan davanın tekrardan açılmasına neden oldu.

Fakat soruşturma bir sonuca ulaşmadı, ulaştırılmadı. Katillerden, daha doğrusu İran’dan hala hesap sorulmuş değil. Avrupalı bir çok sivil toplum kuruluşu ve politik aktivist, Avrupa Birliği düzeyinde suikastın tekrardan soruşturulması, İran’ın suikasttaki rolünün açığa çıkarılması ve katillerin cezalandırılması için girişimde bulunacaklarını açıkladılar.

“Politikada siyah, beyaz yoktur” ilkesinden hareket eden Dr. Kasımlo, “İran rejimi ne otonomiye ne de demokrasiye yol vermektedir” tespitini yapmaktaydı. Buna karşın, “İran rejimi ile görüşmeleri savaşın bir gereği olarak kabul ediyoruz” diyerek kendi sonunu getiren görüşmeleri başlatmıştı. Suikasttan üç ay sonra İ-KDP Polit Büro üyesi ve yurtdışı sorumlusu Hasan Şerifi, Kasımlo’nun Polit Büro ve Merkez Komitesi’ne bilgi vermeye fırsat bulamadan Viyana görüşmesine giderek tuzağa düşürüldüklerini açıkladı.

İran devlet yöneticilerinin Doğu Kürdistan (İran) hareketi liderlerine karşı bu eylemi ne ilk ne de son idi. İran’ın Kürt liderlere karşı infazı tarih boyunca sürdü. 1930’da Simko Ağa, 1946’da Mahabad Kürt Cumhuriyeti Lideri Qadı Muhammed, 1989’da Dr. Abdurrahman Kasımlo ve Eylül 1992’de Berlin’de Dr. Mihemed Sadiq Şerefkendî ve üç arkadaşını İran ajanları katlettiler.

Dr. Kasımlo’nun katledilmesinden günümüze bölgedeki politik dengeler çok değişti. Önümüzdeki süreçte Doğu Kürdistan hareketinde, İran’daki gelişemelere paralel olarak önemli kıpırdanmaların olacağı yorumları yapılmakta.

Güney Kürdistan’da (Irak) Kürtlerin bağımsız devlet ilanının tartışıldığı günümüzde, İran KDP Lideri Dr. Kasımlo, geçmişte Irak-KDP gibi “İran’a demokrasi, Kürdistan’a otonomi” şiarıyla mücadele ediyordu. Dr. Kasımlo’nun bundan yirmi beş küsur yıl önce söyledikleri artık Doğu Kürdistan politik hareketinin, İran-KDP’nin programatik hedefi olarak gündemde durmuyor. İran-KDP, demokratik federal bir İran içinde “Kürdistan’a federasyon” istiyor.

Kasımlo’nun katledilmesini yalnızca Doğu Kürdistan hareketi ve İran için bir kayıp olarak değerlendirmek eksiklik olur. Kasımlo, aynı zamanda Kürdistan ve bölgede, önemli politik görevler ve roller üstlenebilecek, liderlik profiline sahip dünya sosyal demokrat hareketin ön fiğürlerinden biri idi.

Kasımlo, İran İslam Cumhuriyeti’nin mevcut siyasal yapısı içinde ne demokrasi, ne de otonomi gerçekleşebilir fikrine sahipti. Ama, İran rejimi ile muzakereyi savaşın bir gereği olarak kabul ediyordu. Daha doğrusu “bu bir gerekliliktir ve bu gereklilikten de yararlanmak istiyoruz” diyordu.

Kasımlo, İran Devrimi öncesi Humeyni ile görüşmüş, görüşmede Humeyni, “demokrasi” ve “otonomi” kavramlarının dışarıdan geldiğini, sorunun “İslam kardeşiliği” ile çözüleceğini ifade etmiştir. Kasımlo,”sivil halktan 45 bin, peşmerge güçlerinden de 4.500 kişi İslam Cumhuriyeti adına katledilerek, Humeyni’nin nasıl bir İslam kardeşiliği tasavvur ettiğini daha sonra gördük” demişti.

Kasımlo, “İran, bizlerle görüşme talebinde bulunursa görüşürüz. Ama, İran rejiminin felsefesi ne otonomiye ne de demokrasiye yol vermektedir.”

Müzakere sürecinde katledilen Doğu Kürdistan hareketi lideri Abdurrahman Kasımlo’nun siyasi cesaretinden olumlu ve olumsuz bir çok dersin çıkarılacağını düşünüyorum.

ÇETİN ÇEKO T24


0 views