• www.bircabelek.com

„Üçbin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan, gündelik yaşayan insandır…" Goethe


Mahmud GÖZELEK / Kör Yusuf Ziyaeddin Paşa’nın 18. Yüzyıl Sonlarında Dersim'de Yaptığı Katliam

„Üçbin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan, gündelik yaşayan insandır…" Goethe

Dokuz yıl Sadrazamlık yapan, bir gözü sakat olduğu için Osmanlı literatüründe „Kör Yusuf Ziyaeddin Paşa“ olarak anılan bu Osmanlı yöneticisinin en uzun süre görev yaptığı bölge Kürdistan vilayetleri olmuş. Bu dönemde, aynı zamanda Şark Seraskerliği görevini de yürüttüğü için, özellikle Fırat’ın batısında bulunan Kızılbaş-Kürt yoğunluklu yerleşim birimlerine askeri harekâtlar düzenlemiştir. „Hacı“ olması dolayısıyla literatürde „El-Hac“ unvanıyla da anılan Osmanlı’nın bu Şark Seraskeri; Dersim başta olmak üzere çevredeki Kızılbaş- Kürt yoğunluklu bölgelere ve aşiretlere karşı birçok askeri harekâta ve katliama girişmiştir.

Yanında görev yapan Darendeli tarihçi Hasan İzzet Efendi, ona atfen Ziyanâme adını verdiği ve tek yazma nüshası bulunan tarihinin önemli bir bölümünde; 18. yüzyıl sonları ile 19. yüzyıl başlarında Kürdistan’daki te’dip ve tenkilleri (askeri yöntemlerle hizaya getirme ve cezalandırma) anlatmaktadır.

Kitapta; Dersim’deki Şeyh Hasan ve diğer aşiretlerin „Kızılbaş/Rafızi Kürt“ kimliğine özellikle vurgu yapılır ve onlar „sapkınlık ve dinsizlikle, İslâmı inkâr etmekle, İslâmın yasaklarına uymamakla ve zina yapmakla“ suçlanır:

„Taife-i merkume rafz ve ilhad ile müttesip bir ala-yı sebbab-i çariyari melahide-i bî-din-i hiyanet-şiar olduklarından, kat-i savm u salat-âsâ şerâit-i İslâmı münkir ve tarik ve ibahe-i dema ve ihlal-i zina mümeselü miherramat ve menhiyata haris ve müteallik olduklarından…“ (Bkz. M. Bayrak: Kürdoloji Belgeleri-2, Özge yay. Ank. 2004,s. 518)

Dersim’den Maraş’a kadar uzanan bir mihver üzerindeki dağlık bölgelerde yaşayan Kızılbaş- Kürt aşiretlerin te’dip ve tenkilinde (cezalandırılmasında) kullanılan yöntem de, tipik Osmanlı yöntemidir. Burada da, yakalanan Kızılbaşlar katledilmekte, evleri-barkları talan edilmekte ve ateşe verilmektedir:

„Vezir-i Sikender (Serasker Y.Z. Paşa, MB) cibal-i merkumenin (sözkonusu dağlık bölgelerin) zir u bâlâsında ( eteklerinde ve tepelerinde) bulunan mesâkin-i Ekrad-ı rafz-itiyadın (Rafızi Kürt toplulukların) taş üstünde taş koymayıp cümlesini zir ü zeber (tümünü altüst) ve esas ve bünyanından hâk ile hemvar ve beraber eylemek üzere (evleri-barklarıyla birlikte dümdüz etmek üzere) taraf taraf sevk-i leşker eyleyip (dörtbir yandan askerlerle kuşatılıp) her ne mahallede âsâr ve ebniyaları (eserleri ve binaları) var ise cümlesini ihrak ve suzan (tümünü ateşe vererek) ve bir hane terk etmeyip ( bir tek evi bile atlamayarak) esasından hadim ve viran eylediler ( kökten yıkıp viran ettiler). (Bkz. Age,s.520)

Sözkonusu Osmanlı tarihinde vurgulanan bir başka gerçek de şudur. Bu aşiretler üzerine geçmişte yapılan seferler her defasında başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu nedenle farklı bir yöntem daha izlemek gerekmektedir. Çevredeki Kürt aşiretlerine hediye eşyalar, atlar ve rütbeler verilerek – Hamidiye Alaylarında olduğu gibi- onlar, Şeyh Hasenan’lılara – Seyid Rıza’nın aşireti- karşı örgütlendiriliyor. Daha sonra aşiret reisleri, kitle halinde görüşmek üzere, dönemin önemli yerleşim birimlerinden Çemişkezek’ e çağrılıyor; ancak gece hile ile yüzden fazla aşiret reisinin başları kesiliyor. Daha sonra Osmanlı ordusu Dersim içlerine yürüyerek; „kâffe-i nisvan ve sıbyanını iğtinam ve esir eyledikten sonra Mercan Boğazı üzerine hücum ve eşkıya-yı Ekrad ile eşeddi kıtal eyleyerek…“ yani çok sayıda kadını ve çocuğu İslami kurallara göre ganimet olarak aldıktan sonra, Mercan Boğazı’na saldırıya geçiyor ve burada çok sayıda Kızılbaş Kürt katlediliyor…(Bkz. Age, s. 520)

Kuşkusuz Kızılbaş Kürtler’e karşı harekât ve katliam, sadece Dersim yöresiyle sınırlı değildir. Bu harekât, Sivas, Malatya, Hısnımansur(Adıyaman) ve Maraş’a kadar uzanır.

Osmanlı tarihçilerine göre çok daha nesnel olan Poujoulat, bölgedeki Kızılbaş Kürtler’in ve onların yöneticilerinin, bütün işkencelere kahramanca karşı koyduklarını ve Osmanlı safında savaşan hain Kürt önderlerine nefretle yaklaştıklarını vurgulamaktan da kendisini alamaz ve buna, gerçekten insanın tüylerini diken-diken eden kimi örnekler verir


0 views